Hak Geldi Batıl Zail Oldu
Türk sinemasının en başarılı filmi olduğunu düşündüğüm Takva filminin açılışında, aynı ayetin Muhammed Esed meali yer alıyordu. Yani:
“Değişmeyen gerçek geldi, sahte ve tutarsız olan yıkılıp gitti.
Zaten sahte ve tutarsız olan er geç yıkılıp gitmek zorundadır!”
“İslam’ı kötülüyor” çığırtkanlığı yaparak set basıp, adam döven embesillerin savunduklarının aksine; Takva filmi, “inanç” kavramını tarafsız olarak irdeliyor.

Filmin ana karakteri, inancını içe dönük dünyasında samimi olarak yaşayan bir karakter. Öyle ki, onun dışa kapalı dünyasında para, makam, mevki, kadın gibi nefsani arzuların hiç bir değeri yok. Olmamasından dolayı da kendisinde eksiklik hissetmiyor.
Zikirlerine katıldığı dergahın şeyhinin isteği üzerine; dergahın para ve kira tahsilatı işlerini yapmaya başlamasıyla birlikte tüm iç dünyası alt üst oluyor. İç dünyası alt üst oluyor; çünkü incancı ile çelişen gerçeklerle karşılaşıyor. Dedik ya! Zaten onun dünyasında, bütün masumiyetiyle yaşadığı incancından ve yerine getirdiği ibadetlerinden başka bir şey yoktu…
İç dünyasında inandığı çok büyük ve erdem sahibi “Tanrı” modelinin; modern dünyanın kaosu ve acımasızlığı içinde anlamsızlığını farkediyor. Arzuları ile inancı arasında sıkışan vicdanının muhasebesini yapamayarak, akli dengesini kaybediyor.
Belki de buraya kadar yazdıklarım, filmi modern bilimleri (psikoloji vb.) referans alarak inceleyen herkesin ulaşacağı sonuçlardı… Ancak yapımcılar, olaylar bütünün bir yönünü daha biliyorlar ve bunu seyirciye belirli sahnelerde hissettiriyorlar. Şimdi “sonuca giden yolun tek olmadığı” ölçüsü içinde bir de başka açıdan bakalım filme:
Neredeyse tüm inançların temelinde, “Tek”e giden yollar ve bu yolun sonunda “Tek”leşme / “Bir”leşme olduğunu vardır. Bazıları Nirvana derken; bazıları bunu “Vahdet-i Vücud” olarak adlandırır.
Örneğin, Vahdet-i Vucüd; hiç zikredilmemesi gereken tabiriyle “Allah”laşmaktır. “Bir” olmaktır. İslam Tarihinde Vahdet-i Vucud makamına ulaşan Hallac-ı Mansur’un halk tarafından derisi yüzülerelerek, cesedinin minareye asıldığı bilinmektedir.
İşte bu filmin sonunda şeyh bir konuşma yaparak “Tek”e giden yolun kademelerinden bahsediyor. İslam’da Tarikat ölçülerine göre bu kademelerin herhangi birinden dönmek; insanın dünyevi hayatını cehenneme çevirir. Şayet kişi kendi rızasıyla dönmese bile, bu kademelerin herhangi birinin ağırlığını kaldıramayarak “yol”dan sapması mümkündür. Aynı filmdeki Muharrem gibi…
Bir de yine şeyhin yaptığı konuşmada bahsi geçen seyirlerle ilgili bir yanlışlık olduğunu düşünüyorum. Filmde Şeyh, karakterin Seyr-i fil Eşya makamında olduğunu söylüyor ki bu makam yalnizca peygamberlere mahsustur.
Eğer bu dört makama bakarsak;
- Seyr-i İlallah
- Seyr-i Fillah
- Seyr-i Anillah
- Seyr-i Fil Eşya
Seyr-i İlallah ve Seyr-i Fillah makamları Veli’lik makamına karşılık gelir ki herhangi birinin bu makama ulaşması mümkündür. Ancak Seyr-i Anillah ve Seyr-i Fil Eşya makamları davet (tebliğ) makamlarıdır ve peygamberlere mahsustur.



Tanshaydar
18.08.2008
2 yorum yapılmış:
centauri | 4 Subat 2008 | Cevapla
güzel yazı murat bey teşekkürler.
osman | 10 Subat 2008 | Cevapla
cok qüzeL bir inceLeme olmuş elinize sağlık..